Nobel hastalığı: Baltayı taşa vuran otoriteler
JAN 05, 2014
Description Community
About
Bu bir sağlık sorunu değil. Yalnızca, büyük başarılara imza atmış birinin, bilmeden başka alanlarda da ahkâm kesme yetkisini kendinde bulmasına deniyor. Ama çok masum da sayılmaz: Başkalarının canını (veya cebini) yakabiliyor.



Linus Pauling (Şekil 1) adını duymadıysanız, ayıp ediyorsunuz: Bu kimya dehası, kimyasal bağların yapısı konusunda yaptığı çalışmayla Nobel Ödülü aldı. Yetmedi, ilk defa bir hastalığın sebebini molekül düzeyinde tespit etti: Orak hücre kansızlığının hemoglobin molekülünün değişiminden kaynaklandığını buldu. Yetmedi, proteinlerin kendilerini soktuğu şekillerden biri olan alfa sarmalını keşfetti. Yetmedi, değişik canlıların kaç yıl önce yollarının birbirlerinden ayrılmış olduğunu hemoglobinlerinin mukayesesiyle hesaplayan bir evrim saati icat etti.

Şekil 1. Linus Pauling (solda) ve David Shoemaker, 1983’te Oregon Eyalet Üniversitesi’nde.(Fotoğraf: Oregon Eyalet Üniversitesi arşivleri)

Bunlar da yetmedi, Vietnam Savaşı’na, nükleer silahlanmaya ısrarla karşı çıktı, başkalarını da bunlara karşı örgütledi. Döneminin en tanınmış barışseverlerinden biri olarak 1962 yılının Nobel Barış Ödülü’nü aldı.
Nobel ödüllü bilim adamı, ama amatör hekim
Artık 65 yaşına geldiğinde, keşke 25 yıl daha yaşayıp çağımın bilimsel keşiflerini izleyebilsem diye hayıflanıyorken, kendini doktor diye tanıtan bir şarlatanın lafını dinledi. Adam diyordu ki her gün 3 gram C vitamini alırsa 25 yıldan fazla bile yaşardı. Denedi, daha zinde ve sağlıklı hissetti kendini. Kefeni yırtmıştı.

Bir kitap yazdı ve önce günde 3 gram C vitamininin nezleyi ABD’den sileceğini iddia etti. C vitamini ABD’de yok satmaya başladı. Halbuki daha 30 yıl önce yayınlanmış, 980 hasta üzerindeki bir araştırmada C vitamini nezleyi önlememişti. Onun yerine kendi araştırmasını yaptı. Kendi klinik tıp uzmanı olmadığı, bu araştırmanın kalitesinden belli oluyordu. Araştırma, önemli bilimsel dergiler yerine, ancak üyelerinden gelen makaleleri nazlanmadan yayınlayan Bilimler Akademisi dergisi PNAS’de yer bulabildi, Pauling’in üyeliği hatırına.

Bu arada Pauling vitamini adım adım günde 3’ten 18 grama çıkardı. Hatta bundan böyle sadece vitaminin değil, iddialarının dozunu da kafasına göre artıracaktı: Bir süre sonra C vitamininin kansere de iyi geleceğini iddia etti. Daha sonra sıra C vitaminini bolca A, E vitaminleriyle, A vitamininin öncüsü olan beta-karotenle, ve bir de bol selenyumla birleştirip aklına gelen her hastalığı aradan çıkardı. AIDS ortaya çıkınca onu da es geçmedi, vitaminler onu da tedavi edebilirdi!

Uzatmayalım, bu iddiaların aslında biyolojik veya tıbbi bir temeli yoktu. Ama Pauling’in propogandasının oluşturduğu kamuoyu baskısı muazzamdı: C vitamini önermeyen hekimlere hastaları soruyordu: “Doktor bey, sizin Nobel ödülünüz var mı?” Öyle ya, iki Nobelli Pauling’den iyi mi bileceklerdi? Sırf bu yüzden Pauling’in iddialarına yönelik klinik araştırmalar yapıldı. Geniş çalışmalarda C vitamini ne nezleyi azalttı, ne kanseri yendi, ne de başka bir hastalığı. Bu olumsuz neticeler Pauling’i durdurmadı. Bazılarına kulp taktı, bazılarını umursamadı, ama onca veriye rağmen kendi bildiğinden şaşmadı.

Bugün yıllık 28 milyar dolarlık vitamin takviyesi pazarı için ABD’nin vitamin endüstrisi Pauling’e çok şey borçlu.
Vitaminin fazlası zarar
Zaman geçtikçe vitamin takviyesinin sağlığa zarar bile verebileceği anlaşıldı. Kansere meyilli olan yaşlı ve sigara tiryakisi Fin erkeklerin, E vitamini ve beta-karotenden fayda göreceğini umarak deneye başlayan araştırmacılar, beklentilerinin tam tersiyle karşılaştı: Almayanlara nazaran vitamin alanların daha çoğu akciğer kanseri ve kalp hastalığı geçirip ölmüştü. Başka bir araştırmada ise daha ortasında durduruldu: Asbeste maruz kalanlara koruma amaçlı olarak A vitamini ve beta-karoten verildiğinde kanserde %28, kalp hastalığında %17 artış görülmüştü.

E vitamini araştırmalarını derleyen bilim insanları, E vitamini takviyesinin kalp yetmezliği ve ölüm riskini artırdığını buldu.
Comments